ÖNDER APO

Mem û Zîn destanında bile her iki taraf da ağa çocukları olmasına rağmen bu aşk gerçekleşmez; bu, Kürtlerin bir gerçekliğidir. Bu durum, 16. ve 17. yüzyıllarda bir arada olmanın ve aşkın ne kadar zor olduğunu gösterir. Acaba siz, işgalin bu kadar yıktığı bir ortamda ve kişiliğin bu denli düşürüldüğü bir yerde bunun nasıl gerçekleşeceğini söylüyorsunuz? Bir de Ehmedê Xanî’nin yaşadığı dönemde Kürt özellikleri oldukça canlıdır. Orada herhangi bir asimilasyon ya da bu tarz bir kültürel işgal yoktur. Sonuna kadar bağımsız olan Kürt beylikleri vardır. Bu temelde gelişmeyen bir aşkı; siz bu kadar ağır bir işgal altında, kişiliğin yok olduğu şartlarda, üstelik çağımızın en büyük kişiliksizleştirme sürecinde ve bizimki gibi oldukça geri kalmış bir toplumda nasıl başarıya ulaştıracaksınız? Kendinizi basit bir aşka ve sevgiye nasıl ulaştıracaksınız?

Ben yoldaşlığıma bağlıyım. Kadınların yoldaşlığına da bağlıyım. Ancak yine de bunun büyük savaşını yürütüyoruz. Uğrunda savaş yürüttüğümüz değerleri biliyoruz. Aşk konusunda da kadın konusunda da ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Bu süreçte sınırlı da olsa, böylesi bir özgürlük savaşının, hatta onun ordulaşmasının nasıl yaşandığı, aşkın büyük bir temelinin geliştirildiğini göstermektedir. Akıllı olanlar kendi yorumlarını geliştirebilirler. Çünkü burada güçlü kadın ve güçlü erkek açığa çıkmaktadır. Güçlü olanların ilişkisinden de güçlenmek doğar. Siz tüm bunlara yol açacaksınız. Savaşın dışında kalan, savaş gerçekliğine bağlanmayan, hatta biraz da bunun tersini seçen ilişkiler olmuştur. Bu, PKK’nin aşk felsefesine terstir. Aşk felsefemizi bulandırmaya gerek yoktur. Aşk, iki kişinin birbirini tatmin etmesi sorunu değildir. Ulusal düzeydeki bir birlikteliktir.

İlerici insanlıkla dayanışmadır, kendini ilerici insanlığa kabul ettirmedir. Feodal engellerin yıkılmasıdır. Küçük duyguların, aileciliğin ve aşiretçiliğin aşılmasıdır. Ulusal düzeyde sevginin büyük gücüne, onun bilincine ve örgütlülüğüne ulaşmaktır. Parti örgütlülüğüne ulaşmaktır ve her şeyden önce partinin gerçekliğine ulaşmaktır. Ülkenin ulusal ve toplumsal kurtuluşunu tüm yönleriyle kucaklamaktır. Eğer bu sınırları aştıysanız, duygularınız da aşklarınız da büyüktür. Eğer henüz bu sınırlara gelmediyseniz, Kürdistan’da aşklardan ve duygulardan bahsedemeyiz. Orada insan sadece işgalciliğin köleliğinden, onun yenilgisinden ve pisliğinden bahsedebilir. Peki siz aşkı yaşamak istediğinizde ne yapıyorsunuz? Korucular, koruculuktan aldıkları paralarla ikinci evliliği yapıyorlar. İkinci kadını almak için para bulmaya çalışıyorlar. Bunun sonucu da ihanet oluyor. Soy sop da erkeklik de bu kadar birbirine bağlıdır. Bunu ben uydurmuyorum, bunlar düşünmek isteyen kişilerin göz ardı edemeyeceği gerçeklerdir. Biz kadının kurtuluşunda birlik, tartışma ve yürüyüş imkanlarını geliştirdik. Eskiden olduğu gibi, egemenlikten başka hiçbir şeyi dayatmayan o erkekler artık yok. Yoldaş olabilecek erkekler var. Biz böyle bir başarı elde ettik. Belki bazılarınız bundan tatmin olmayabilir. Ancak tarihe ve toplumun gerçekliğine bakarsanız, ne demek istediğimizi iyi anlayacaksınız. Duygularınızın doğru zeminini biz yarattık. Oluşacak duygusallıklarınızın doğru yolunu biz gösterdik. Buna büyük değer verin. Bunlar oldukça sağlam kazanımlardır. Bunu daha da yükseltmek ve başarıya ulaştırmak bizim büyük savaşımızdır. Aşkın kurtuluşu da kadının da erkeğin de buna bağlıdır.

Siz bizim bu konularda çok derinlemesine düşünmediğimize inanıyorsunuz. Benim yurtseverliğimi biliyorsunuz; doğanın canlı ve cansız tüm özelliklerinden tutun, bir bakıştan, benim yaşadığım kadar olan komşuluk ilişkilerine, hatta ilişkilerime kadar, kendimi bu konuyla ilişkilendirmeden edemem. Siz ise ilişkilerinize iki kelimelik bir gelişme şansı bile tanımıyorsunuz. En tanınmış kadın ve erkekler bile yanınızda olsa, ikinci gün sularını çıkarırsınız. Oysa kadını ve erkeği geliştiren biziz. Hiçbir Kürt, bu konuda özgür kadına bir zemin oluşturma şansı vermiyor. En tanınmış Kürt erkeği ve kadınının özgürlükten ne anladığı ve ne kadar özgür olduğu ortadadır. Ancak bizim deneyimlerimiz ve açığa çıkardığımız bazı gelişmeler var. Her şeyi ben yarattım demiyorum, ama geliştirmek istediğimiz bir kadın kurtuluş hareketi var. Her şeyiyle tamamlanmıştır, başarı kesindir demiyorum. Ama gözler önünde olan bir mücadele var. Bunun örgütlülüğü de günden güne gelişiyor. Bu, sadece benimle olacak bir iş değildir. Bu; tüm kadroların, halkın, kadının ve erkeğin savaşıdır. Üzerimize düşeni yaptık, halen de yaratıcı olmak istiyoruz. Belirtebilirim ki, geçen yedi yıl içinde özellikle derin çözümlemeler geliştirdik. Son birkaç yılda da bu konuya bir genişlik kazandırdık. Bununla birlikte, pratik olarak güç sahibi olmaya doğru da gidiyoruz.

Bu gelişme sadece Kürdistan düzeyinde değil, uluslararası düzeyde de önemlidir. Bu gelişmeyi daha da ileriye taşıma görevimiz var. Kadın sorunu, her geçen gün dünyada daha fazla öne çıkan bir sorundur. Biz, Kürdistan devrimiyle buna en büyük cevabı vermeyi amaçlayan bir partiyiz. Partimiz içinde özgürleşen bir kişilik, büyük bir çözümdür. Partimiz içindeki özgürlük düzeyi, kesinlikle kadının özgürlük düzeyini de açığa çıkarır. Bu durum, sanılanın aksine, devrimciliğe ve toplumun özgürlüğüne daha fazla destek sunar. Bir yerde kadın ne kadar özgürleşirse, toplum da o kadar özgürleşir. Biz bunun için, “kişilik ne kadar özgürleşirse, kadın ve erkek ilişkilerinde de eşitlik ve özgürlük o kadar gelişir” şeklinde bir derinleşme kazandırıyoruz. PKK’nin bu yönüne de dikkat çekmemiz gerekir. Kürdistan devriminin sadece bir erkek egemenliği devrimi olmadığını iyi görmek gerekir; bu, kadın ve erkeğin ortak egemenliği olan devrimci bir gelişmedir. Devrimimizin feodal özelliklerinin ağır basmasına ve erkek egemenliği altında yürüyen bir devrim olmasına izin vermiyoruz. Dahası, kapitalizmin ayrıştırdığı o kişilik özelliklerine ve erkek egemenliğinin özelliklerine de geçit vermiyoruz.

Kadın ve erkeğin bir arada oluşunda, özgürlüğe ve eşitliğe açık bir zeminde PKK’yi geliştirdiğimize inanıyoruz. Bu ilkeyi gözden geçirip geliştirdiğimiz için kendimize büyük bir değer biçiyoruz. Kesinlikle hem ilke hem de ilkenin pratiği mevcuttur. Buna göre kadın da erkek de kendini geliştirmektedir. Devrimin, kadın ve erkeğin ortaklığı temelinde gelişmesi ilk kez olmaktadır ve bu özeldir. Bu, gerçekliğimizi biraz çözümlediğimizde başardığımız ve kesinleştirdiğimiz bir ilkedir. Şüphesiz bu yolda daha fazla mücadele verilecektir. Devrim sürecinde bile, bu ilişkide bu denli geniş bir ilkesel düzeyin ve pratik gücün elde edilmiş olması küçük görülmemelidir.

Kadın ordulaşmasında bir adım daha ileri gitmek, eşitlik ve özgürlük düzeyini sağlam temellere ulaştırmak istiyoruz. Eğer kadının askeri savaşa katılımını da bu düzeye getirirsek, zaten bunu tüm toplumsal ve siyasi alanlarda göstermek mümkün olur. Bu da daha işin başında kadının ve erkeğin konumunu eşit ve özgür bir şekilde gündemine alan bir devrim olacaktır. Bu da uluslararası değerleri oldukça yüksek olan devrimci bir gelişme olacaktır.

PKK’nin böyle bir parti olarak gelişmesi, yine kadın kurtuluşunda ve kadın devriminde Kürdistan’ın ulusal kurtuluşunun böylesi bir nitelikle gelişmesi, onun değerlerinin daha da kutsal olmasını sağlamaktadır. Biz bunun temelini kurduk ve bazı sınırlı çabalarla buna gelişme şansı verdik. İddia sahibi olanlar ve bunun militanlığına büyük değer verenler, bu zemini doğru kullanabilirler; kadının güçlü militanlığını, kadın ordulaşmasını ve erkeğin çözümlenmiş o çok değerli kişiliğini ve bunun militanlığını gerçekleştirebilirler. Devrimin başarısı, sanılandan daha fazla, mücadele içinde bu tür kişiliklerin daha çok açığa çıkmasına ve bunların öncülüğünde yürütülen devrimlerde belirlenen amaca doğru yürünmesine bağlıdır. Bu tür kişilikler, şimdiden hem bağımsız ve özgür bir ulusa ve topluma, hem de onun en küçük öğelerine kadar indirgenmiş tarzlarına öncülük edebilirler.

Parti içinde başarılan bir çözüm, onun toplum içinde başarılması için de bir ölçüttür. Bu yüzden bu ilkeye bu kadar değer vermemiz, gelecekte kararlılıkla inşa edeceğimiz toplumsal amacımızla ne kadar büyük bir uyum içinde olduğumuzu gösterir. Şimdiden ilke sahibi olmak, geleceği özgürleştirmede iddialı olmak demektir. Şimdiden, çabalar zorluklarla karşılaşsa da ne kadar yavaş gelişirse gelişsin ve sizin için ne kadar zor olursa olsun; bu temel üzerine geleceğin özel şartlarda selamlandığı toplumsal bir inşayı ve başarı şansımızı güvenceye ulaştıracağız.

8 Mart 1994