Rêber Apo
Partimiz, sosyalizmin güncelleşmesiyle birlikte salt Kürdistan’daki kurtuluşla sınırlı kalmayıp; başta Ortadoğu olmak üzere dünyadaki yeni sosyal mücadelelere de, kadın boyutunda oldukça hem iddialı hem de yaratıcılığı içeren bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşımaktadır.
Her şeyden önce kadın kurtuluş ideolojisinden bahsetmek gerekiyor. Biz bu ideolojiyi yaratma peşindeyiz. Böyle sıradan bir iki olay, bir iki eylemle yorumlamakla bu işin altında çıkılamaz. Çok yoğun bir biçimde Kadın kurtuluş ideolojisinin gelişimi sağlanmadan, her şey kendini kandırmaktan öteye gidemez. İnanıyorum ki, çok ciddi bir kadın kurtuluş ideolojisine ihtiyaç var.
Bu, salt cins kurtuluşu anlamında bir ideoloji değildir. Sosyalist öğretinin, hatta toplumun bilimsel analizinin bizi getireceği bir noktadır ve kadın eksenli bir kurtuluş ideolojisinin büyük önem taşıyacağını önümüze koyacaktır. Şahsen daha çok üzerinde yoğunlaştığım hususlardan birisi de budur. Şüphesiz bu feminist bir yaklaşım değildir. Zaten ben kendim bir kadın değilim. Ama kadın boyutlu, kadın eksenli bir düşünceyi, giderek bir ideolojiyi ve buna dayalı bir örgütlenmeyi geliştirmeyi oldukça önemli bulmaktayım. Savaş sorunlarına çözüm getirmekten tutalım, özgürlüğe dayalı bir barışı mümkün kılmaya kadar böylesine bir ideolojik gelişmeye ihtiyaç vardır. Şimdiye kadarki tüm ideolojiler erkek damgalı, erkek ağırlıklı ideolojilerdir. Şüphesiz bunun sınıf ve emperyalist sömürgeci boyutu vardır, ama çok çarpıcı bir biçimde erkek egemenlikli boyutu da vardır. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Her ne kadar topluma hâkim olan erkek egemenlikli yaklaşım, yüzyıllardan beri bunu sürekli gizlemişse de, bilime biraz saygısı olanın, kadının kurtuluşuna, dolayısıyla çok sıkı bağlantılı temelde de bir halkın kurtuluşuna yüksek ilgi duyan birisinin bunu görmemesi mümkün değildir. Dolayısıyla düşüncesinde de kadın eksenli bir ideolojinin yaratılması gereğini önemli görür.
Diğer komünist ve sosyalist önderliklerde bu, az çok işlenmiştir, ama oldukça sınırlıdır ve erkek egemenlikli anlayışları aşamamıştır. Bizzat kendi yaşamlarında da esas itibarıyla mevcut aile içindeki egemenlik anlayışının çok ötesine geçememişlerdir. Bu, sosyalizmin de bir eksikliği olarak düşünülebilir. Bizim burada dile getirmek istediğimiz daha farklıdır. Bu, zorlama bir ideoloji değildir. Tarihin ilk toplumsal örgütleniş aşamasında ideoloji esas itibarıyla kadın eksenlidir. Örneğin, büyük İştar tanrıçası vardır. Dilimizde Star, Stêrk, yıldız anlamına gelir ve bu ilk tanrıçadır. Aslında ilk tanrı, tanrıçadır. Erkek tanrıları daha sonra çıkmış veya tanrılar daha sonra erkek tanrıları biçiminde kendilerini ortaya koymuşlardır. Tabii bu da kadının üreticiliğiyle oldukça bağlantılıdır. Kısaca kadın ideolojisi aslında bir sosyal ideolojidir, salt cins ideolojisi değildir. Eğer bu sorunlara bu çerçevede yaklaşırsak; ilkesel, ideolojik boyutlu şimdiye kadar ki bütün yaklaşımları, bütün ideolojileri, dolayısıyla onlara dayalı ekonomik, kültürel, siyasal ve askeri örgütlenmeleri gözden geçirmek gerekecek. Çünkü erkek egemenliklidir, dolayısıyla savaşı, eşitsizliği ve baskıyı içerir. Bu da cinsin düşüşünü beraberinde getirir. Cinsin düşüşü de yaşamın düşüşü demektir. Yaşam da düştükten sonra -ki, kadın boyutunda bu çok çarpıcıdır- cinsin tutsaklığının bütün toplumu tutsaklığa doğru götürmesi çok çarpıcıdır. Genelde toplum kaybeder ve azgın savaşların yolu baştan sona kadar açılmış olur. Nitekim Türkiye’de bugünkü savaşın çok azgın bir karakterde gelişmesinin sınıfsal özü ve emperyalizmle bağlantısı vardır, ama çok şoven hâkim bir erkek anlayışıyla da bağlantısı çok somuttur. Bu nedenle, "zamanı değildir, daha sonra olabilir" biçiminde bir yaklaşım son derece hatalıdır. Herhangi bir devrimci akıma, hatta herhangi ciddi bir sosyal faaliyete girişmek istiyorsak, giderek kadınlık boyutunu esas alan bir ideolojik faaliyete şiddetle ihtiyaç vardır. Ben bunu burada fazla açmak durumunda değilim, zaten yeri de burası değildir. Kadın günü dolayısıyla kavram olarak bunu ortaya atıyorum.
İkinci bir husus, şüphesiz bununla bağlantılıdır, bütün erkek ağırlıklı örgütlenmeleri, elbette yoğun bir eleştiriye tabi tutmak gerekecektir. Sadece eleştirmek değil, bunları giderek aşmak gerekecektir. Başka türlü savaşın sonu da gelmez, barış da olmaz. Bütün militarist örgütlenmeler yüzde yüz erkeğin damgasını taşırlar. Orada tek bir kadının yeri, tek bir kadının dili, yüreği yoktur ve bunlar tepeden tırnağa zorba örgütlerdir, şiddet güçleridir. Dikkat edilirse, kadının en az olduğu veya hiç olmadığı bu yerlerdeki mekanizma, şiddetin korkunç düzeyde geliştirildiği sistemdir. Bu da görüşümüzü doğruluyor. Erkek egemenliğinin en fazla girişken olduğu kurumlar, başta militarist kuruluşlar; demek ki müthiş savaş araçlarıdır. Yani barışın ve yaşamın karşıtıdırlar.
Eğer kadının kurtuluşunu istiyorsak, erkek egemenlikli ideolojilere dayalı kurumları şiddetle eleştirmek gerekecek. Bunun önemli bir parçası da ailedir. Ailede, erkek egemenlikli bir kuruluştur. Ben burada yine fazla açmak istemiyorum, ama bizim için bu sorun çok önemli, özellikle Kürt toplumu açısından aile, mutlaka gözden geçirilmesi gereken bir kurumdur. Bana göre aile, esas itibarıyla erkeğin ve kadının düşüşünün en tehlikeli bir biçimde gerçekleştirildiği dipsiz bir kuyudur. Ne kadar düştüklerini ne kadar derine, karanlığa daldıklarını bilmezler. Bütün emperyalist sömürgeci sistemlerin ve yine bütün özel savaş sistemlerinin kendisini gerçekleştirdiği zemin ailedir. Bunu şiddetle gözden geçirmek ve eleştirmek gerekiyor. Bu demek değildir ki, kavram olarak tamamen aileyi inkâr ediyoruz. Gerçekleşmiş olan aileyi inkâr ediyoruz veya aşmak gereğinden bahsediyoruz. Böyle bir kavram önem taşıyor.
Aile içinde diktatörlük, mülkiyet, kadının her türlü haktan-hukuktan yoksunluğu, acıları ve oldukça hor görülmesi vardır. Fiziki olarak her şeyden önce bitirilmesi vardır, herhangi ciddi bir talebi yoktur. Bunun için kadın duygusallığından bahsedersiniz. Bütün bu koşullar böyle olursa tabii ki kadın, bağlanacak ve sadece duygularıyla yaşayan bir varlık olur, bu da insan haklarına karşı en büyük saygısızlıktır, en büyük saldırıdır. Bu nedenle kadının kurtuluşundan bahsetmek istiyorsak, onu boğan aile kurumunu çok ciddi bir eleştiriye tabi tutma gereği vardır.
Biz Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda savaşçılarımızla da ilgileniyorum. Savaşıyorlar -analar da bunu dile getiriyor- ama kolay şehit düşüyorlar, bunu önlemek istiyorum. Fakat bu durum karşısında çare, anaların yaptığı gibi ağlamak değildir. Neden bu duruma düşüldü, bu gençler beklenmedik bir biçimde neden şahadete gidiyorlar? Bunu çözmem gerekir. İşte bunu çözmek istediğimde maalesef bu gençlerin yetiştirilme tarzına değinmek zorunluluğunu duyuyorum.
Aile içindeki yetişme tarzı, bugün bu kişilikleri bir çırpıda imhaya götürüyor. Tabii ki bu büyük bir acıdır. Bir ana, bir oğlu veya kızı için ağlıyor, oysa benim dağ gibi binlerce yoldaşlarım var. Bunları sadece yürekte yaşatmak da yetmiyor, bunları beyinde çözmek ve ömürlerini uzatmak gerekiyor. Bu çok büyük bir sorun. Bunun içinde erkeği bu kadar bitik, bu kadar zayıf kılan nedir? Düşünemiyor, bunun ötesindeki tehlikeyi göremiyor. Bunu biraz aile ile bağlantılı kılıyorum. Bir savaş ihtiyacını çözebilmek için bunu yapıyorum. Burada daha birçok husus var. Benim derdim şüphesiz tüm aileleri kurtarmak değil veya hepiniz gelin ailelerinizle birlikte savaşa katılın demek de değildir. Bu mümkün de değil, gerekmiyor da. Ama kavramı, öncüyü geliştireceğiz, öncü kadını ve erkeği ortaya çıkaracağız.
Benim yaşama saygım var. Zaten yitirmediğimiz en büyük özelliklerimizden birisi yaşama olan saygıdır, ancak bunu yapabilirim. Benden daha fazla bir şey istenmemesi gerekiyor. Kadınlar çok büyük fedakârlık yapıyor ve inanılmaz derecede bağlılık gösteriyorlar. Yine en büyük fedai, kadınlardan çıkıyor. Kendilerini nasıl yaktıklarını, bize dayanarak çok çarpıcı bir biçimde gösterdiler. Ve en az kaçan yine kadınlardır. Buna rağmen bunlar yetmiyor. Bu bağlılık beni de çok zorluyor. Yapabileceğim, gerçekçi bir tarzda biraz daha kadını güçlendirmek olacaktır. Kadını güçlendirmek derken ideolojisini geliştirmekten bahsediyorum. Özgün örgütünü geliştirsek de bütün bunlar yetmiyor. Kadının eksikliğini giderelim, hatta fiziğini geliştirelim diyorum, ancak bu da yetmiyor. Erkek ne olacak diyorum.
Erkeği nasıl geliştirelim? Bu da ikinci bir belayı başımıza açma anlamına geliyor. Bunlar da savaştır, aşk dediğim olay da budur. Kürt’ü başka türlü yaratmıyoruz, çünkü Kürt zavallıdır, en ağası, beyi işbirlikçidir, maşadır. Sözüm ona en iyi erkek iğrenç bir bürokrattır, her şeyi beş kuruşa satandır. Gerisi bizim gibi insanlardır. Bizden de ancak bu kadar çıkabiliyor. Kürt için de başka bir şey bulamıyorum.
İstanbul’da bazı kadınlar eylem yaptı, düşman da o kadınlara saldırdı. Orada ayrıştırılması gereken nokta, özgürlüğe kalkan kadını bilmesidir. O kadınlara özel olarak saldırmasının anlamını burada yakalayacağız. Kadınların cesaretlerine bile saldırdıklarını biliyoruz. Fakat bunlar bizim için bir şey değil. İşkence bizim için ikinci planda gelir. Aşkın kendisi zaten en büyük acı demektir. Ama bu da bizim için gereklidir. Zorda olsa bulmanız gerekiyor.
Benim bugün dolayısıyla özellikle acılar içerisinde kıvranan ve büyük zorluklar içerisinde boğuşan başta kadınlarımız olmak üzere, onlara verebileceğimiz en değerli armağan; onlara bütün tarihlerinde kaybettikleri özgürlük gücünü verebilecek bir yaşamın kapısını aralamaktır. Yani yaşam umudunu özgürce vermektir. Bu konuda aceleci olmaya hiç gerek yok. Nasıl ki hayatınızı adıyor, bir çırpıda ölmeyi göze alıyorsunuz, o zaman özgürlüğü mümkün kılan bir yaşam uğruna da direnme gücünü göstermelisiniz. Direnme gücü derken, her gün erkekle savaşın demiyorum. Bunun bir dili, sanat dili var. Bunun bir örgüt dili, çekim dili, çirkinliklerini yenme dili vardır. Kendi kadınlığını, kendi kadının güzelliğini yaratma dili vardır. Bir kadın kendini çok yönlü güzel, örgütlü, planlı kılsın, onun hizaya getiremeyeceği tek bir erkek yoktur.
Bizim en sevdiğimiz kadınlarımız dağlarda ve çoğu da Zilanlar gibi şahadete gitmişlerdir. Bunlar bizim kadınlarımızdır, ama gerçekten yiğit kadınlardır. Ve biz kadınlarla yaşayacağız, başka kimseyle yaşamayacağız, çünkü biz bu kadınların erkeğiyiz. Ben şunu da bugün dolayısıyla açıkça belirtmekten gurur duyuyorum. Bir kadının değil, böyle kadınların erkeği olmak bana gerçekten gurur veriyor. Kadınlarımız, kızlarımız, analarımız bizi böyle kabul ediyorlar. Bu çok değerlidir. Keşke birçok erkek böyle olabilseydi. Böyle olabilseydiler, bugün yaşam bütünüyle kadınların olabilirdi. Buna şiddetle ihtiyaç vardır. Anaların yüreğini, kızlarımızın tutkularını, umutlarını çok iyi biliyorum. Bildiğim için kendimi bu yaşa kadar bu hale getirdim.
Bir erkek, “kadın yüzde yüz benim olsun, ona vurayım, söveyim” derse, bu bana göre en büyük ahlaksızlıktır ve bu, insan haklarına da büyük bir haksızlıktır. Kadın bu kadar senin oluyor da sen neden onun olmuyorsun? O, yüz de yüz senindir, ama sen yüzde bir bile onun değilsin. Dilini kesmişsen, iradesini kırmışsan, ekonomik olarak o sana bağlıysa, burada zorbalık, basbayağı diktatörlük vardır. Çok zorba, çok eşitsiz, çok saygısız bir erkeği, ben ne yapacağım? Bu erkeği kabul etmeyin diyorum. Bu doğru bir görüştür. Bugün dolayısıyla kadınlarımızdan bunu istemek bana göre iyi bir yaklaşımdır ve bunda ısrar da edebilmeliyiz. Kadını başka türlü güçlendirmek de mümkün değildir.
Kadın güçlenmeden yaşam kurtulamaz. Sürekli, “ben şöyle duyguların sahibiyim” deniliyor. Evet duyguların sahibi olmak gerekiyor, ama kime karşı duygu, nasıl duygular, kim paylaşacak, ötesini bilmiyorsunuz, burnunuzun ötesini bile görmüyorsunuz. Ben de dahil, erkek gerçekliğimizi açık ortaya koyun. Sandığınız gibi değiliz, eşit, özgür kimliğe henüz biz de ulaşmış değiliz. Bu neyle olabilir? Tartışma olmalı, sonuna kadar dilinizi kullanmalısınız, iradenizi pekiştirmelisiniz, ideolojinizi oluşturmalısınız. Bu hakkınızdır. Çünkü, kadın ideolojisi ilkel komünal toplumda egemendir ve güçlüdür. Aslında üretime de dayanır. Şimdi de bunu denemek gerekir.
Bazıları, kadının güçlenmesinden korkuyor. Oysa güçlü kadından korkulmaz, zayıf kadından korkulur. Ancak hasta ve içi boş kadınlar en tehlikeli kadınlardır ve ajandırlar. Bu açıdan içi boş kadınların hepsini objektif ajan ilan etmek gerekir. Egemen sınıfların, sömürgecilerin, işbirlikçilerin ajan güçleridirler. Böyle kadınlığa da şiddetle savaş açmak gerekir. İçi boş bir kadın, ucuz duygularıyla geçinen bir kadından daha tehlikeli bir ajan olur. Düzenin objektif ajanlığından bahsediyorum. Öyle kadınlar düzenin objektif ajanlığını temsil ediyorlar. Tabii ki kadınlar uyanıp örgütlenmezlerse, mücadele etmezlerse bu büyük bir tehlikedir. Bütün kadınlarımızın belli bir iradeye, belli bir mücadele seçeneğine ihtiyaçları vardır. Aksi halde düşmandan daha tehlikeli olurlar.
Bugün kadından yana konuşuyorum. Bu ideoloji gerçekleşirse nasıl olur? Kürdistan söz konusu olacaksa eğer veya ana topraklarda yaşamak en güzeli diyorsak, her şeyden önce kadın ideolojisi topraksız olmaz. Hatta toprağın ekine ve üretime açılması, biraz da kadın sanatıyla bağlantılıdır. Demek ki kadın ideolojisinin birinci ilkesi, doğduğu topraklarda yaşamaktır. Yani günlük deyimle yurtseverliktir. İkinci husus, kadın eğer yaşamda yer bulacaksa, özgür düşüncesi, özgür iradesiyle yaşama katılması gerekiyor. Eğer bu ideoloji gerçekleşecekse, en somut bir ifadesi kadın istediği gibi yaşar ve karar verir. Onun düşüncesine güveneceğiz, onun iradesine saygılı olacağız. Bu ideolojinin vazgeçilmez bir ilkesi de budur. Bu ben bile olsam şunu diyecek; “ben seninle iradem ve düşüncemle yaşayacağım.” Bununla birlikte çok ilkeli, çok projeli ve planlı olacak. Ben kadını bazı avantajlarımla kandıracağım, o da beni kadınlığıyla, ucuz cinselliğiyle kandıracak! İlkede buna yer yoktur. Bunun olabilmesi ve özgürlüğe dayalı bir yaşam paylaşımı için örgütlülük gerekir. Bu da üçüncü husustur. Örgütsüz insan bir hiçtir. İlk örgütlenme kadınla başlamıştır. En çok örgütlenmeyi esas alması gereken güç, kadındır. Erkek belki örgütsüz olabilir veya erkeğin örgütü zaten çoktur. Kadının kendi özgün örgütünü, yani YAJK'ı genelleştirilmesi gerekir. Bütün toplumsal alanlara duyargalarını* yayması gerekir. Kadının örgütlü olması gerekiyor. Bunu bir defa kulağınıza küpe etmelisiniz.
Dördüncü husus da örgütlülükle birlikte bütün yaşamınızı mücadeleden ibaret görmeniz gerekir. Çünkü kadın kimliği mücadelesizlikten dolayı dört duvar arasına alınmıştır. Kendisine hamur işleri verilmiştir, basit işlerle oyalanmıştır. Yani boş işler kişiliği gibi bir dayatma içinde bulunmuştur. Dolayısıyla ideolojik politik esaslar başta olmak üzere, örgütselliğe, kültüre, kısacası kendisini güçlendirebilecek her alana ilişkin tam bir mücadeleci olması gerekiyor. Kadının ben örgütçü olacağım, işim gücüm mücadele etmek demesi gerekir.
Bana göre kadınla yaşamanın estetik güzellikle de ilişkisi vardır. Bu da beşinci husustur. Şimdiki yaşamın çirkinlik düzeyinin baskıyla, sömürüyle ilişkisi çok çarpıcı olduğu için, yaşamak isteyen kadının sanatı, kültürü, estetiği göz ardı etmemesi gerekiyor. Fiziğinden tutalım düşünce güzelliğine, hitabından tutalım ruhsal aydınlığına kadar bir estetik kurama, ilkeye bağlı olması gerekir.
Bu beş ilkeyi ve daha da bunun ayrıntılarına girilebilecek maddeler, ilkeler halinde bir yaşamı kendinize esas alırsanız, bana göre en büyük kurtuluş silahını elinize geçirmişsiniz demektir. Kadın günü dolayısıyla vurguluyorum ki, en iddialı bu silahla dize getirmeyeceğiniz hiçbir erkek ve kurum yoktur. Bana göre yaşamın en değerlisi de budur. Bugüne bağlılık, bugüne saygı diyorsak, bu ilkeler temelinde, örneğin bizde YAJK daha da boyutlandırılacak, bir kadın örgütlenmesiyle, onun bu ilkeler temelindeki mücadelesiyle insanlığa ve kirli savaşa karşı en büyük yanıtı vermiş olacağız.
Bir kez daha bugün dolayısıyla, tümüyle özgür kadınlarımızın hizmetinde olduğumu, yine analar ve özellikle savaşan bütün yiğit kadın gerillalarımız başta olmak üzere, mücadele içindeki bütün kadınlarımızın insanı, erkeği olduğumu belirtiyorum. Saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 90
RÊBER APO
Bugün 14 Temmuz! Direniş şehitlerimizin, insanlık onuru ve her şeyin kendi şahıslarında bitirilmek istendiği bir süreçte, böyle bir günde, her şeyin kurtulmasının ancak ve ancak biricik silah ve can bedeli olarak kendilerini ortaya koymaktan başka bir çarelerinin kalmadığı anda, yapılması gerekenin yapılması için büyük kararlılıkla içine girilen ölüm orucunun, başlangıç günüdür bugün.
Başını Kemal, Hayri ve Akif yoldaşların çektiği bu eylemin, giderek kendilerine dayatılan baş aşağı gidişe, kötü bir teslimiyet dalgasına karşı en kritik anda böylesine bir eylemin başlatılmasının zincirleme etkileri, günümüze doğru geldiğimizde daha iyi anlaşılabilir ve sonuçları çıkarılabilir. Böylesine eylemler ve onların kişilikleri için çok şey söylenebilir. Eylemin gerçekleştirildiği ortam, hedefleri, yöntemin kendisi çeşitli yönleriyle değerlendirilebilir.
Ortadoğu halklar gerçeğinde çeşitli dinler, mezhepler görümünde, çok vahşi baskılar karşısında, inancın, azmin, kararlılığın bir sonucu olarak vahşice canların alındığı, ama o denli büyük kahramanların günümüze kadar bir gelenek olarak toplumun hafızasında ve yaşamında etkili olduğunu biliyoruz. Bu tarihsel geçmişte yakılanlar, kazığa çakılanlar, kazanlarda kaynatılanlar, derisi yüzülenler, çarmıha gerilenler, uçurumlardan yuvarlananlar vardır. Soykırımlara tutulan halklar vardır ve bir anlamda bu tarih, insanlığın ne olup ne olmadığını veya nasıl olup nasıl olmaması gerektiğini, böylesi merkezi bir biçimde bir savaşımla kendini bütün insanlığa örnekleyen gerçeğin adı olmaktadır. Dinler tarihi, halklar tarihi, siyasal tarih bunun acımasız örnekleriyle doludur. PKK'de gerçekleşen, bütün bu tarihin olumlu hanesinde yazılması gerekenin, adaletten, doğrudan, özgürlükten yana olan eğilimin, koşullar ve dönem ne kadar aleyhlerinde olursa olsun, yine de büyüklüklerine yaraşır bir biçimde bir tavrı sergileme gücünü gösterebilmektir. Eğer böylesine bir söz varsa, bu sözün çağla ilişki ve çelişkisini doğru tespit etmek, çağa bu gerçeği mutlaka yansıtmak, bedeli ne olursa olsun bunu yapma gücünü göstermektir. Gösterildiğinde bunu özlenen bir direniş olayı, bir harekât ve parti olayı olduğunu, eğer göstermezse, birçok örnekte görüldüğü gibi, silinmekten kendini kurtaramayacağı, sınavını başarıyla veremeyeceğinin de bir ifadesi olmaktadır. Dolayısıyla bir halk için olduğu kadar, insanlığın belirleyici bir birikimini de temsil eden Ortadoğu halklar gerçeğinin, olası bir şafak vaktinde atılması gereken bir adımının da bunda yattığını görmek gerekiyor.
PKK'nin artık yaşayıp yaşamaması, direniş önderlerinin de çok iyi ifade ettikleri gibi öyle bir noktaya gelmiştir ki, canlarını ortaya koymaktan başka çareleri kalmamıştır. Yine bu direniş önderlerinin bizzat ifade ettikleri gibi, büyük yaşam tutkunu olmamalarına rağmen, sırf bu yaşam tutkusuna saygının bir gereği olarak, canlarını ortaya koymalarından da başka çareleri yoktur. Büyük bir imtihan, yerinde karar vermek, bir o denli anlamlıdır.
Daha da somutlaştırırsak; bugün bir ülke için, bir halk için ve hatta bir insan için yaşamın ne olup ne olmadığının kararlaştırılması günüdür. Yaşamak mı, bunun nasıl olması gerektiği ve uğruna kendini nasıl vermek gerektiğinin bilinmesidir. Bu çok önemlidir. Diyarbakır zifiri karanlıktadır, lanet içinde yaşıyor, ama diğer bir yaşam seçeneği de vardır. Eğer yaşam adına son söz söylenmemişse, o zaman gösterilmesi gerekir. Mutlaka birilerinin kalkıp bu insanlığa sahip çıkması, bir ülkede adsız da olsa, bu halka "başka bir yaşam biçimi var" demesi gerekir. Bu, öyle bir gün, öyle bir karar oluyor. Bunlar çok çok önemlidir.
Burada mesele birkaç kişi de değildir. Burada mesele, tarihi gerçek içinden süzülüp gelen ve bir halkta en kötü bir biçimde bitişin yaşandığı ve "insanım" deme cüretkarlığını gösterenlerin adına, PKK denilen bir biçimlenişle, bir kişinin öz yüreğinden, öz bilincinden öteye böylesine karmaşık bir ortamda çıkış yapmasıdır. Bu çıkışlar kişileri büyük yapan çıkışlardır. Bu çıkışlar, tarihsel çıkışlar olduğu gibi, dinsel çıkışlardır, milli çıkışlardır, siyasi çıkışlardır, ahlaki çıkışlardır. Buna benzer bir çıkışa böylesi bir zeminde boy verdirilmiştir. Bu tarih ve günün gerçekleri ne kadar aleyhte olursa olsun, insanlık adına büyük söz söylemenin, onda bir kilometre taşı olmanın kararlaştırılması oluyor. Bunun anlam ve önemi budur.
Bu tarih bilinecek, bu tarih özümsenecek, bu tarih tam bir militan kişilik olarak kendini yürüttüğünde bağlılık yerinde olacak ve gereken yapılmıştır denilecektir! Bu yoldaşlar, adımızı da anarak vasiyetlerini bırakırken, bizi ne kadar zor bir görevin altında bıraktıklarını biliyorlardı ve burada daha önemli olanın bu olduğunu da çok açık söylüyorlardı. Bir kişinin en değerli varlığını, en zor biçimde böyle ortaya koyarken, birilerine, hem de adını anarak vasiyetini bırakması, kalan için en zor bir görev altına girme anlamına geliyor. Direnme için ancak ve ancak ölümden başka seçenek yoksa, bu aynı zamanda büyük bir zayıflığın da işaretidir. Çünkü, ölümden başka direnme biçimi yoktur. Bir söz söyleme imkânı bile bırakılmamıştır. Bu, artık bundan sonra direnmenin müthiş zor olması, direniş imkanlarının neredeyse can varlığından, onu eritmekten başka bir biçiminin kalmadığı anlamında gelir.
Bunun gerisi nasıl getirilecek?
Bırakılan vasiyete göre on yıl, yirmi yıl içinde sonu zafer olan bir eylemin sahibi nasıl olacaksın? Bu büyük direniş gerçekten bu inançladır ve vasiyeti de bu şartladır. Bunu kendimize sık sık ve yerinde sormak gerekir: Böylesine emredilen bir zafer vasiyetine kim sahip çıkacak? Sahip çıkmanın anlamını, içinde zaferi mümkün kılan savaş tarzını, ondan önce savaş hazırlığını, savaş olanaklarını, savaş örgütünü kimler ve nasıl oluşturacak? Bunun sadece kavranması da değil, ne kadar zor koşullarda olursa olsun, zindan da olur, dağ da olur, diğer alanlarda olur, yine de bu olanakları bu-lup buluşturacak, mutlaka kesilmeksizin bu savaşı yürütecek ve sonuçta da zafer olacak! Vasiyetin gereği budur! Burada ciddi olmak, samimi olmak gerekir.
Biz anıya ve vasiyete sorumlu kılındık.
Zindan direnişçiliği, zindan direnişçiliğinin büyük şehitleri PKK'nin şehitleridir. Ben bu konularda, abartmalı ayrımlar yapılmasını sakıncalı bulurum. Kaldı ki, bu direnişlerin içinde en çok çaba harcayanların da değerlendirmesi ve hatta bizzat ifade ettikleri budur; "abartmayın, abartmaya fırsat da tanımayın" diyorlar. Dire-nişin zindanı, direnişin dağı, direnişin siyasisi ve askerisi özde faz-la farklılıklar ifade etmez, ama biçimleniş farklılıkları vardır. Bu gerçeği bütün yönleriyle yaşayanlar, bir yurt dışı yaşamının daha kahredici olduğunu, eğer gerçekten yaşıyorlarsa zindandaki koşullardan daha kahırlı bir yaşam ve mücadele alanı olduğunu bilirler. Dağın koşulları da o denli kendine özgü zorlukları barındırır. Dolayısıyla PKK gerçeğini bütün yönleriyle yaşayanlar için ayrımlar fazla önemli değildir ve direnişleri her yerde çok değerlidir, aynı yüceliktedir.
Bunun bir parçası olarak, madem zindan direnişi, onun şehitleri adına bir çıkış yapılıyor, bir slogan söyleniyor; o halde bu konuda da geneli biraz daha ayrıntılı anlatmak, varsa bir netsizlik, onu netleştirmek için diyordum ki, bazı gerçekleri söylemek, bütünüyle bu direniş sahipleri için de çok önemlidir. Varsa bir sapma, varsa bir ihanet, bu nedir? Biz bunun içinde miyiz, karşısında mıyız? Buna karşı mücadele ne kadar yapıldı? Gaflet nedir, katılım nedir? Ret nedir, benimseme nedir? Hiç şüphesiz bu sorulara cevap vermek, yoldaşların en temel görevlerinden birisidir. Bütün partilerin olduğu kadar, özellikle etle-tırnak gibi bu gerçeği iç içe yaşayanların da başta gelen görevidir. Bütün partiye karşı bu görev yerine getirildiği gibi, özel olarak da daha hassas bir biçimde bu konudaki konumlarını, neresinde olduklarını özlü bir ifadeye kavuşturmak, onların boynunun borcudur.
Tarihin böyle bir doruk noktasında "ben de varım" diyenler, geleceğin üzerine bu bilinçle, bu irade keskinliğiyle yürümesi gerektiğini de iyi bilenlerdir, bunun için yüreğini iyi hazırlayanlardır. Vuruş tarzını tamı tamamına mümkün kılacak tarzda güçlü kılanlardır. Biz bundan sonrasına bu temelde önderlik edeceğiz. Sizlerin PKK içindeki yürüyüşünüze tamamen bu anlamı verecek ve bunu sağlayacağız. Halkımıza verilen sözün gerekleri böyle yerine getirilecektir. Halkımız kendi öz savaşımına böyle kaldırılacaktır, yürütülecektir. Böylece insanlığa da verdiğimiz sözün bu olduğunu her zamankinden daha fazla kanıtlayarak, hiç de küçümsenir bir gerçek olmadığımızı, insanlığın gerçeği kadar, insanlığa lazım olan bir gerçeklik olduğumuzu da kanıtlayacağız. Bu temelde, bu büyük kararlılık ve eylem birliğine mücadeleyi mutlaka zaferle taçlandıracağımıza dair bir kez daha söz veriyoruz!...
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 444
ÖNDER APO
Mem û Zîn destanında bile her iki taraf da ağa çocukları olmasına rağmen bu aşk gerçekleşmez; bu, Kürtlerin bir gerçekliğidir. Bu durum, 16. ve 17. yüzyıllarda bir arada olmanın ve aşkın ne kadar zor olduğunu gösterir. Acaba siz, işgalin bu kadar yıktığı bir ortamda ve kişiliğin bu denli düşürüldüğü bir yerde bunun nasıl gerçekleşeceğini söylüyorsunuz? Bir de Ehmedê Xanî’nin yaşadığı dönemde Kürt özellikleri oldukça canlıdır. Orada herhangi bir asimilasyon ya da bu tarz bir kültürel işgal yoktur. Sonuna kadar bağımsız olan Kürt beylikleri vardır. Bu temelde gelişmeyen bir aşkı; siz bu kadar ağır bir işgal altında, kişiliğin yok olduğu şartlarda, üstelik çağımızın en büyük kişiliksizleştirme sürecinde ve bizimki gibi oldukça geri kalmış bir toplumda nasıl başarıya ulaştıracaksınız? Kendinizi basit bir aşka ve sevgiye nasıl ulaştıracaksınız?
Ben yoldaşlığıma bağlıyım. Kadınların yoldaşlığına da bağlıyım. Ancak yine de bunun büyük savaşını yürütüyoruz. Uğrunda savaş yürüttüğümüz değerleri biliyoruz. Aşk konusunda da kadın konusunda da ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Bu süreçte sınırlı da olsa, böylesi bir özgürlük savaşının, hatta onun ordulaşmasının nasıl yaşandığı, aşkın büyük bir temelinin geliştirildiğini göstermektedir. Akıllı olanlar kendi yorumlarını geliştirebilirler. Çünkü burada güçlü kadın ve güçlü erkek açığa çıkmaktadır. Güçlü olanların ilişkisinden de güçlenmek doğar. Siz tüm bunlara yol açacaksınız. Savaşın dışında kalan, savaş gerçekliğine bağlanmayan, hatta biraz da bunun tersini seçen ilişkiler olmuştur. Bu, PKK’nin aşk felsefesine terstir. Aşk felsefemizi bulandırmaya gerek yoktur. Aşk, iki kişinin birbirini tatmin etmesi sorunu değildir. Ulusal düzeydeki bir birlikteliktir.
İlerici insanlıkla dayanışmadır, kendini ilerici insanlığa kabul ettirmedir. Feodal engellerin yıkılmasıdır. Küçük duyguların, aileciliğin ve aşiretçiliğin aşılmasıdır. Ulusal düzeyde sevginin büyük gücüne, onun bilincine ve örgütlülüğüne ulaşmaktır. Parti örgütlülüğüne ulaşmaktır ve her şeyden önce partinin gerçekliğine ulaşmaktır. Ülkenin ulusal ve toplumsal kurtuluşunu tüm yönleriyle kucaklamaktır. Eğer bu sınırları aştıysanız, duygularınız da aşklarınız da büyüktür. Eğer henüz bu sınırlara gelmediyseniz, Kürdistan’da aşklardan ve duygulardan bahsedemeyiz. Orada insan sadece işgalciliğin köleliğinden, onun yenilgisinden ve pisliğinden bahsedebilir. Peki siz aşkı yaşamak istediğinizde ne yapıyorsunuz? Korucular, koruculuktan aldıkları paralarla ikinci evliliği yapıyorlar. İkinci kadını almak için para bulmaya çalışıyorlar. Bunun sonucu da ihanet oluyor. Soy sop da erkeklik de bu kadar birbirine bağlıdır. Bunu ben uydurmuyorum, bunlar düşünmek isteyen kişilerin göz ardı edemeyeceği gerçeklerdir. Biz kadının kurtuluşunda birlik, tartışma ve yürüyüş imkanlarını geliştirdik. Eskiden olduğu gibi, egemenlikten başka hiçbir şeyi dayatmayan o erkekler artık yok. Yoldaş olabilecek erkekler var. Biz böyle bir başarı elde ettik. Belki bazılarınız bundan tatmin olmayabilir. Ancak tarihe ve toplumun gerçekliğine bakarsanız, ne demek istediğimizi iyi anlayacaksınız. Duygularınızın doğru zeminini biz yarattık. Oluşacak duygusallıklarınızın doğru yolunu biz gösterdik. Buna büyük değer verin. Bunlar oldukça sağlam kazanımlardır. Bunu daha da yükseltmek ve başarıya ulaştırmak bizim büyük savaşımızdır. Aşkın kurtuluşu da kadının da erkeğin de buna bağlıdır.
Siz bizim bu konularda çok derinlemesine düşünmediğimize inanıyorsunuz. Benim yurtseverliğimi biliyorsunuz; doğanın canlı ve cansız tüm özelliklerinden tutun, bir bakıştan, benim yaşadığım kadar olan komşuluk ilişkilerine, hatta ilişkilerime kadar, kendimi bu konuyla ilişkilendirmeden edemem. Siz ise ilişkilerinize iki kelimelik bir gelişme şansı bile tanımıyorsunuz. En tanınmış kadın ve erkekler bile yanınızda olsa, ikinci gün sularını çıkarırsınız. Oysa kadını ve erkeği geliştiren biziz. Hiçbir Kürt, bu konuda özgür kadına bir zemin oluşturma şansı vermiyor. En tanınmış Kürt erkeği ve kadınının özgürlükten ne anladığı ve ne kadar özgür olduğu ortadadır. Ancak bizim deneyimlerimiz ve açığa çıkardığımız bazı gelişmeler var. Her şeyi ben yarattım demiyorum, ama geliştirmek istediğimiz bir kadın kurtuluş hareketi var. Her şeyiyle tamamlanmıştır, başarı kesindir demiyorum. Ama gözler önünde olan bir mücadele var. Bunun örgütlülüğü de günden güne gelişiyor. Bu, sadece benimle olacak bir iş değildir. Bu; tüm kadroların, halkın, kadının ve erkeğin savaşıdır. Üzerimize düşeni yaptık, halen de yaratıcı olmak istiyoruz. Belirtebilirim ki, geçen yedi yıl içinde özellikle derin çözümlemeler geliştirdik. Son birkaç yılda da bu konuya bir genişlik kazandırdık. Bununla birlikte, pratik olarak güç sahibi olmaya doğru da gidiyoruz.
Bu gelişme sadece Kürdistan düzeyinde değil, uluslararası düzeyde de önemlidir. Bu gelişmeyi daha da ileriye taşıma görevimiz var. Kadın sorunu, her geçen gün dünyada daha fazla öne çıkan bir sorundur. Biz, Kürdistan devrimiyle buna en büyük cevabı vermeyi amaçlayan bir partiyiz. Partimiz içinde özgürleşen bir kişilik, büyük bir çözümdür. Partimiz içindeki özgürlük düzeyi, kesinlikle kadının özgürlük düzeyini de açığa çıkarır. Bu durum, sanılanın aksine, devrimciliğe ve toplumun özgürlüğüne daha fazla destek sunar. Bir yerde kadın ne kadar özgürleşirse, toplum da o kadar özgürleşir. Biz bunun için, “kişilik ne kadar özgürleşirse, kadın ve erkek ilişkilerinde de eşitlik ve özgürlük o kadar gelişir” şeklinde bir derinleşme kazandırıyoruz. PKK’nin bu yönüne de dikkat çekmemiz gerekir. Kürdistan devriminin sadece bir erkek egemenliği devrimi olmadığını iyi görmek gerekir; bu, kadın ve erkeğin ortak egemenliği olan devrimci bir gelişmedir. Devrimimizin feodal özelliklerinin ağır basmasına ve erkek egemenliği altında yürüyen bir devrim olmasına izin vermiyoruz. Dahası, kapitalizmin ayrıştırdığı o kişilik özelliklerine ve erkek egemenliğinin özelliklerine de geçit vermiyoruz.
Kadın ve erkeğin bir arada oluşunda, özgürlüğe ve eşitliğe açık bir zeminde PKK’yi geliştirdiğimize inanıyoruz. Bu ilkeyi gözden geçirip geliştirdiğimiz için kendimize büyük bir değer biçiyoruz. Kesinlikle hem ilke hem de ilkenin pratiği mevcuttur. Buna göre kadın da erkek de kendini geliştirmektedir. Devrimin, kadın ve erkeğin ortaklığı temelinde gelişmesi ilk kez olmaktadır ve bu özeldir. Bu, gerçekliğimizi biraz çözümlediğimizde başardığımız ve kesinleştirdiğimiz bir ilkedir. Şüphesiz bu yolda daha fazla mücadele verilecektir. Devrim sürecinde bile, bu ilişkide bu denli geniş bir ilkesel düzeyin ve pratik gücün elde edilmiş olması küçük görülmemelidir.
Kadın ordulaşmasında bir adım daha ileri gitmek, eşitlik ve özgürlük düzeyini sağlam temellere ulaştırmak istiyoruz. Eğer kadının askeri savaşa katılımını da bu düzeye getirirsek, zaten bunu tüm toplumsal ve siyasi alanlarda göstermek mümkün olur. Bu da daha işin başında kadının ve erkeğin konumunu eşit ve özgür bir şekilde gündemine alan bir devrim olacaktır. Bu da uluslararası değerleri oldukça yüksek olan devrimci bir gelişme olacaktır.
PKK’nin böyle bir parti olarak gelişmesi, yine kadın kurtuluşunda ve kadın devriminde Kürdistan’ın ulusal kurtuluşunun böylesi bir nitelikle gelişmesi, onun değerlerinin daha da kutsal olmasını sağlamaktadır. Biz bunun temelini kurduk ve bazı sınırlı çabalarla buna gelişme şansı verdik. İddia sahibi olanlar ve bunun militanlığına büyük değer verenler, bu zemini doğru kullanabilirler; kadının güçlü militanlığını, kadın ordulaşmasını ve erkeğin çözümlenmiş o çok değerli kişiliğini ve bunun militanlığını gerçekleştirebilirler. Devrimin başarısı, sanılandan daha fazla, mücadele içinde bu tür kişiliklerin daha çok açığa çıkmasına ve bunların öncülüğünde yürütülen devrimlerde belirlenen amaca doğru yürünmesine bağlıdır. Bu tür kişilikler, şimdiden hem bağımsız ve özgür bir ulusa ve topluma, hem de onun en küçük öğelerine kadar indirgenmiş tarzlarına öncülük edebilirler.
Parti içinde başarılan bir çözüm, onun toplum içinde başarılması için de bir ölçüttür. Bu yüzden bu ilkeye bu kadar değer vermemiz, gelecekte kararlılıkla inşa edeceğimiz toplumsal amacımızla ne kadar büyük bir uyum içinde olduğumuzu gösterir. Şimdiden ilke sahibi olmak, geleceği özgürleştirmede iddialı olmak demektir. Şimdiden, çabalar zorluklarla karşılaşsa da ne kadar yavaş gelişirse gelişsin ve sizin için ne kadar zor olursa olsun; bu temel üzerine geleceğin özel şartlarda selamlandığı toplumsal bir inşayı ve başarı şansımızı güvenceye ulaştıracağız.
8 Mart 1994
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 521
Rêber Apo
Zîlan, önünde eğilmesi gereken bir tanrıçadır. Tarihte biliyorsunuz kıblegahlar var, kutsal mabetler var. Onların içinde kutsal tanrı veya tanrıçalar vardır.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 741
O ilk şehadetlerin anlamı büyüktür. Biz onun ürünüyüz. Şehadetlerden ders çıkarmasını bilenler ordu kurar, yeni toplum kurar.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 762
Var olma ve farklı olma hali, potansiyele sahip olma halidir. Farklı olmak belki de var olma ve hatırlamaya doğru atılan ilk adımdır.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 826
27 Şubat 2025 “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ve akabinde geliştirilen Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu kadın özgürlüğünü sosyalizmin temel konusu olarak işlediği gibi, güncel çözümünü de bütün toplumsal sorunların çözümünün zemini haline getirmiştir. Kadın devrimi meselesi bütün meselelerin ötesindedir. Birinci sıraya kadın özgürlüğünü alıyorum.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 795
Dediğim gibi, sorun önemli ve çözüme kavuşturulmuş durumda; bizim için kadın sorununu çözmek, ulusal kurtuluşun zaferini elde etmek ve vatandaş olmak anlamına geliyor.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 738
Önder APO
Bütün savaşımım gerçek anlamda özgür kadını, özgür erkeği, özgür yaşamı, doğru bir sevgi anlayışı ve gerçek aşkı ortaya çıkarmak ve başarmak içindir.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 756
Rêber Apo
Partimiz, sosyalizmin güncelleşmesiyle birlikte salt Kürdistan’daki kurtuluşla sınırlı kalmayıp; başta Ortadoğu olmak üzere dünyadaki yeni sosyal mücadelelere de, kadın boyutunda oldukça hem iddialı hem de yaratıcılığı içeren bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşımaktadır.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 847


